Sümerler’den günümüze kadar gelen ‘iftira’ suçunun perde arkası

Burak ARTUNER yazdı

Bu hafta bir haber dikkatimi çekti. Genç doktor Ufuk S. (31) devlet hastanesindeki görevi başında E.Ç (17) isimli bir genç kızı muayene ediyor. Muayeneden çıktıktan sonra doktorun kendisine cinsel tacizde bulunduğunu söylüyor. Şikâyet üzerine doktor, ellerine kelepçe takılarak gözaltına alınıyor. Ardından tutuklanıyor… Bütün gazeteler, TV’ler, internet siteleri, sosyal medya mecraları anında hükmü veriyor: Tacizci doktor tutuklandı.
Gerçek kısa sürede ortaya çıkıyor… Genç doktor tacizci değilmiş… Genç kız kendisine iftira atmış… Bu haberde aynı şekilde hızla yayılıyor… Evli ve bir bebek babası doktor, serbest bırakıldıktan sonra gazetecilere “Döktüğüm her bir damla gözyaşının hesabını soracağım” diyor.
Bu kadar kolay mı diye düşünüyorum. Bir insanın binbir emekle inşa ettiği itibarının bir iftirayla sarsılması, hele bunun günümüz teknolojisiyle anında bir virüs gibi yayılarak tüm toplumca duyulması, tüm bunların namuslu bir insanın üzerinde yarattığı yıkıcı etkiyi düşününce üzülüyorum.
İftiranın bazılarının yalan ve sanal hayatının bir parçası olduğunu üzülerek fark ediyorum. Eskilerin “Allah kuru iftiradan saklasın” sözü kulaklarımda çınlıyor… Sonra günümüzde iftiraya verilen cezaların yetersizliği aklıma geliyor…

TARİHTE İFTİRA SUÇU
Sonuçta bu hukukçuların işi ancak ta Sümerler’den eski Hint medeniyetlerinden günümüze kadar gelen ‘iftira’ suçunun ne kadar önemli bir suç olduğunu düşünmeden edemiyorum… Kadın ya da erkek fark etmez, iftira suçunu işleyenlere tarihte verilen cezalar da tüylerimi diken diken ediyor… “Vatandaşlar, Cumhuriyet’in nimetlerinden faydalanırken, hukuktaki boşlukları değerlendirip suçsuz insanlara pervasızca iftira atıp, bundan kolayca sıyrılmamalı…” diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.

SÜMERLERDE NEHİR CEZASI
İftira kelimesinin kökü Kazf’tir (kazif ). Bu “atma, fırlatma” anlamına gelir ve Osmanlı ceza hukukunda “iftira; namuslu birini zina suçuyla itham etme” anlamında kullanılır. İftira suçuna, yazılı metinlerden anlaşıldığı üzere ilk olarak Sümerler zamanına ait kanunlarda rastlanır. Buna göre, suçu işleyen kişinin yargılamasında nehrin adaletine başvurulur ve kişi nehirden kurtulursa suçsuz olduğu ortaya çıkar; çıkamazsa suçludur ve böylece cezasını çeker.

ESKİ BABİL’DE HAMMURABİ KANUNLARI’NDA DA VAR
M. Ö. 1793-1750 yılları arasında yaşamış olan Hammurabi de Babil’i yönetirken çıkardığı Hammurabi Kanunları’nda iftirayı bir suç olarak düzenledi. Buna göre, kadına kazfeden kişi onun kocası ise, yemin etmesi öngörülmüştür ve bu durum İslam ceza hukukuyla benzerlik taşır. Yemin tanrı üzerine edilmektedir. Eğer kadına kocası değil de başkası kazfederse o zaman nehrin adaletine başvurulur.

SAÇ, SAKAL KESME CEZALARI…
Asurlular’da M. Ö. 1450-1250 yılları arasında “Orta Asur Kanunları” yürürlüğe konulmuş ve bu kanunlarda özel olarak zina iftirası da düzenlenmiştir. Buna göre, iftirayı atan kişi; nehrin adaletine başvurulması, sopa, kralın boyunduruğunda ücretsiz çalışma, saç sakal kesme, para cezası gibi cezalarla karşı karşıya gelirdi. Orta Asur Kanunu’nun Tablet A’da yer alan 19’uncu maddesi şöyledir: “Eğer bir adam gizli olarak arkadaşı hakkında söz korsa (dedikodu yaparsa) şöyle diyerek: ‘Onunla devamlı olarak yattılar.’ veya kavga esnasında başka insanların önünde şöyle söylerse: ‘Seninle birçok defa yattılar, seni suçlayacağım.’ (fakat) delil (göstermeğe) muktedir değilse, ispatlayamazsa, o adama sopayla 50 defa vuracaklar, bir bütün ay kralın işini yapacak, saçını (veya sakalını) kesecekler ve bir talent kalay ödeyecektir.”

HİNT METİNLERİNDEKİ CEZALAR TÜYLERİ ÜRPERTİYOR
M. Ö. 4. ve 3. yüzyıllarda Hintlilerde Manu adındaki kanuni metinlerde (Manusmriti) geçen suç ve ceza düzenlemelerine göre; hakaret suçlarının karşılığında dudak ve dil kesme, ağzın kızgın demirle dağlanması, el kesme, para ve hapis cezaları öngörülmekteydi. Pançanatra Masalları’na göre kocasına hakaret ve iftira eden bir kadına kulak kesme cezası uygulanırdı
Osmanlı’da Fatih Sultan Mehmet’in Umumî Kanunnâmesi’nin (Kanun-ı Padişahî) 10. Maddesinde iftira suçu şöyle düzenlenmiş: “Eğer bir avret veya kız bana zinâ kıldun dese, er inkâr eylese, bu mezkurların sözüne i’tibar olunmaya. Ere and vereler; avrete kadı ta’zîr ura. İki ağaca bir akçe cürüm alına. Eğer avrete er ben sana zinâ kıldım dese, avret münkire olsa, avret and içe. Ere kadı ta’zîr ura. İki ağaca bir akçe cürm alına.” Sonuçta hem İslam hukuku hem de Osmanlı ceza hukukunda iftiraya verilen cezalar, “Allah ve kul hakkının korunması”nı içerir.

80 DEĞNEK VURULUR
Osmanlı’da iftira için öngörülen ceza, sopa (değnek) cezasıdır. Bunun yaptırımı da başkalarının bu suçu işlemekten caydırmaya yetecek ölçüde seksen sopadır. Ceza, çok ince veya çok kalın olmayan (serçe parmağı kalınlığında), kenarsız ve normal vasıflarda bir sopa ile vücudu yaralamadan acı vermek suretiyle infaz edilirdi… Sopa budaksız ve düz bir sopa olmalıdır. Sopanın dalları varsa dalları adedince vurulduğu kabul edilir. Mahkûmun göğsü ve karnı ile başı, yüzü ve cinsel organı dışındaki yerlere ve her defasında aynı yere olmamak üzere vurulur. Sırt, omuzlar, kollar, baldırlar ve pazılara eşit olarak dağıtılarak vurulur. Cellat (infaz memuru) elini baş hizasından daha yukarı kaldırmadan vurmalıdır.

patronlardunyasi.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x